27 Ekim 2010 Çarşamba

KAZ DAĞLARI’nın



a) Biga yarım adasının en yüksek dağı olup; Çanakkale-Balıkesir sınırları içinde kuzey doğu-güney batı yönünde 70 kilometre uzandığını,




b) Türkiye’nin oksijen deposu olduğunu,

c) En yüksek üç tepesinin Karataş Tepesi (1774 metre), Baba Tepe (1765 metre), Sarıkız Tepesi (1726 metre) Kazdağı Milli Parkı’nın içinde bulunduğunu,


d) İçinde Kırlangıç Pınarı, Ekşissu Pınarı, Kozlu Pınarı, Yenicesu Pınarı, Kartal Pınarı, Bolluca Pınarı gibi sayısız pınarı barındırdığını,

 e) 17 Nisan 1993 tarihinde, 21555 sayılı resmi gazetede yayınlanan Bakanlar Kurulu kararı ile “Kazdağı Milli Parkı” ilan edildiğini,


f) İstanbul’a 443 kilometre uzaklığında olduğunu,




g) Eteklerinde 800 çeşide yakın bitkinin yaşadığını,




h) Karaca, yaban domuzu, ayı, tavşan, sincap, yaban atları gibi çok çeşit hayvan türünün evi olduğunu,




i) Troya, Sarıkız ve Emine ve Hasan’ın efsaneleşen aşkına şahitlik ettiğini,


 j) Eteklerinde bulunan birçok otelin yanısıra kamp alanlarında ve yoga merkezlerinde de konaklama imkanı bulabileceğinizi,

biliyor musunuz?

26 Eylül 2010 Pazar

Müzik ve Dansın Yeni Adı
“CAMP ROCK 2: Büyük Final”
İlk gösterimi 18 Eylül 2010’da Disney Channel’da yapılan, müzik ve dansın coskusunu birarada sunan
”CAMP ROCK 2: Büyük Final”in
orjinal gösteriminin ikincisi
23 Ekim 2010’da Disney Channel’da yayımlanıyor...

 

Yaz özgürlük demektir! Bir de buna müzik ve dansın coşkusu, yaz aşklarının unutulmaz tadı eklendiğinde harika bir “rock’n roll” şöleni ortaya çıkıyor. Bu şölenin adı, daima genç kalanların filmi “CAMP ROCK 2: Büyük Final”. Jonas Kardeşler ve Demi Lovato’nun baş rol oynadığı film, gerek koreografisi gerek dinamizmiyle üstün bir performans elde etti. İlk gösterime girdiği günden beri 137 milyonu aşkın seyirciye ulaşan filmin müziklerinden oluşan soundtrack’in satışı 6 Eylül’den itibaren 2,5 milyona ulaştı.

İki yaz kampı düşünün: birinin adı “Camp Rock” olsun diğeri de “Camp Star”. Biri eski biri yeni bir kamp. Müzik dolu, heyecanlı, tadı hiçbir zaman unutulmayan yaz aşkı yaşamak isteyen tüm gençler bu kamplara doluşsun.


Ama bir sorun var! O da iki kamp arasındaki rekabet... Üstelik “Camp Star” ileri teknoloji ile kurulmuş bir yaz kampı iken bu rekabet daha da artıyor!... Benden bu kadar ipucu :) Devamını izleyin derim.

Kampın genç yıldızı Demi Lovato (Mitchie Torres) ile yapılmış bir röportajı yayımlayacağım. Eski "Blue Jean” dergisi röportajları tadında bir röportaj :)




İzleyiciler Camp Rock 2’den ne bekleyebilirler?
DEMI LOVATO: İzleyiciler ilk Camp Rock’tan daha fazla dram, çok daha fazla aşk hikâyesi ve çok daha fazla müzik bekleyebilirler. Bu film, orijinal filmden çok daha büyük ve daha iyi – ve çok fazla çılgın dans rutinleri var. Devam filmindeki film müziği de muhteşem.




Filmin film müziğini kaydetmekten zevk aldın mı?
DL: Kayıt süreci gerçekten çok eğlenceli, çünkü kayıt stüdyosuna girip bir sürü harika şarkı söylüyorsunuz. Kayıt stüdyosunda gerçekten çok heyecanlandım – özellikle de büyük grup şarkılarını kaydetmeye sıra geldiğinde. Diğer seslerin hepsi de eklendiğinde şarkının kulağa nasıl geleceğini düşünmeye başladım, bu da her seferinde yüzüme bir gülümseme getirdi.


Camp Rock 2’deki karakterin ile sen birbirinize ne kadar benziyorsunuz?
DL: Camp Rock 2’deki karakterimin adı Mitchie ve birbirimize çok benziyoruz. İlk Camp Rock için çalışmaya başladığımda, hiç izleyicilerin önünde oynamadım. Utangaç ve kendime güvensizdim, ilk filmdeki Mitchie de aynı böyle. Ancak şu anda kendime çok daha fazla güveniyorum, aynı Camp Rock 2’deki Mitchie’nin olduğu gibi. Aynı zamanda zorluklara da hazırım ve ikinci filmdeki Mitchie’de aynı böyle. Onu oynamak çok eğlenceli ve onunla kendimi çok rahat hissediyorum.


İkinci filmde çekim süreci ne kadar farklıydı?
DL: Şu anda yaşım biraz daha büyüdü ve ilk filmden beri oyunculuk hakkında çok daha fazla şey öğrendim. Kendime daha fazla güveniyorum, bu yüzden sette doğaçlama yapabiliyorum ve yeni şeyler denemek konusunda daha da rahatım. Benim için hala her gün yeni bir öğrenme deneyimi, bu ister kamera açılarını ister farklı çekimleri öğrenmek olsun – ama hala her zamanki kadar çok eğlenebiliyorum. Çok fazla eğleniyorum.


Camp Rock 2’deki karakterin yaz kampında bir lider oluyor… Kendini bir lider olarak görüyor musun?
DL: Arkadaşlarım ve küçük kız kardeşim ve hayranlarım için iyi bir örnek olmaya gelince her zaman bir lider olmaya çalıştığımı hissediyorum. Aynı zamanda ön planda olduğunuz zaman bir çeşit güç sahibi olmanın doğal olduğuna inanıyorum – özellikle de bir rol model ya da benim bulunduğum konumda olduğunuzda. Lider olmak istiyorsunuz ve göze çarpmak istiyorsunuz – ve yapabildiğiniz bir şekilde değişim yaratmak istiyorsunuz.


Baskı ve şöhret konusunda endişeleniyor musun?
DL: Ne yaparsam yapayım üzerimde bir baskı olacak çünkü şu anda ön plandayım. Tabi ki baskı var ama buna alışmayı öğreniyorsunuz. Bu mesleğimizin ve yapmakta olduğum işin bir parçası. Bence bu tip şeylerle başa çıkmayı şimdi öğrenmek daha sonra öğrenmekten çok daha iyi. Gencim ve iyi vakit geçiriyorum bu nedenle çok da fazla endişeli değilim.


İlk Camp Rock filminden beri hayatın nasıl değişti?
DL: Geçen bir kaç yılda kesinlikle büyüdüm. Sadece insan olarak büyümedim aynı zamanda bir aktris olarak da büyüdüm. Şu anda bu endüstride kendimi yeni hissetmiyorum ve bu harika. Eskiden seçim yapma konusunda biraz kendime güvensizdim çünkü her şey benim için yeniydi ama şu anda çok daha rahatım. Müzik ve oyunculuk ile ilgili kararları almaktan dolayı çok mutluyum çünkü eskiden bildiğimden çok daha fazla şey biliyorum.



Son bir kaç yılda sana hangi kişiler ilham verdi?
DL: En önemli ilham kaynaklarımdan bir tanesi en yakın arkadaşlarımdan biri. Adı Tiffany Thornton ve benim Disney Channel şovum olan Sonny With a Chance’de yer alıyor. Benim ana ilham kaynaklarımdan biri, çünkü gerçekten çok tatlı bir kız ve kendine çok fazla güveniyor, ama gereğinden fazla değil. O gerçekten harika bir rol modeli.


Başka hangi ünlüleri örnek alıyorsun?
DL: Natalie Portman ve Matt Damon gibi oyuncuları da seviyorum çünkü onlar sansasyonel değiller. Kendilerini korumayı başarabiliyorlar ve bu kesinlikle hayranlık duyulması gereken bir şey. Ben özeline çok düşkün bir insanım bu nedenle bu kadar fazla ilgi çekiyor olmak kimi zaman çok zor olabiliyor.


Büyürken rol modelin kimdi?
DL: Lizzie Maguire gibi Disney Channel şovlarını izleyerek büyüdüm bu nedenle Hillary Duff’ı gerçekten severdim. Onun kariyerine sahip olmayı çok isterim çünkü o harika biri ve ona çok saygı duyuyorum. Şarkı söylemek, oyunculuk yapmak ve giyim markası ortaya çıkarma hayali kurardım. Şimdiye kadar, şarkı söylemek ve oyunculuk gayet iyi gidiyor. Belki de bir giyim markası da sıradadır?


Modadan konuşmuşken… Moda ikonun kim?
DL: Moda ikonum Kim Kardashian. Neden mi? Çünkü harika bir vücudu var. Onun kürdan gibi sıska bir manken olmamasını çok seviyorum. O bir kadın ve hatları var – ve medyada bunu görmek gerçekten çok ilham verici. Yok sayılabilecek kadar zayıf mankenlerdense normal birisini görmek çok ferahlatıcı. Kim, hatlarına uyan kıyafetler giyiyor ve ben de bunu yapmayı öğrendim ve bu harika.



Hayattaki ilken nedir?
DL: Eskiden ilkelere göre hareket ederdim ama şimdi her günü getirdikleri ile yaşıyorum. Ancak, “Hayat, senin onu yaptığın kadar basittir” cümlesini çok seviyorum. Genellikle iş ve stres ile kuşatılıyoruz ama hayat gerçekten de sizin onu yaptığınız kadar kolay, bu nedenle iyi vakit geçirin ve zevk alın. Her şey için şükran duyun ve nereden geldiğinizi hatırlayın ama her zaman yüzünüzdeki gülümsemeyi koruyun ve kendinizden zevk alın.


Şarkı söylemeyi mi oyunculuk yapmayı mı tercih ediyorsun?
DL: İkisini de seviyorum. Bu ister şarkı söylemek ister oyunculuk olsun, yaptığım her şeyde elimden gelenin en iyisi olmak konusunda çok bilinçli olduğumu hissediyorum. Umarım hayranlarım bundan memnunlardır. Elbette ki bunu her zaman aklımda tutuyorum ve müziğimin kesinlikle onlara uygun olması için çalışıyorum. Aynı zamanda, elimden gelen en iyi rol modeli olmak için çaba gösteriyorum.


Şansını nasıl yakaladın?
DL: Bütün hayatım boyunca bu hayallerim için çalıştım ama sanırım asıl şansı Disney için bir Yetenek Arayışına katıldığımda yakaladım. Disney Channel şovu As the Bell Rings’deki rolümü burada aldım. Bundan sonra Disney diğer şeyler için de seçmelere katılmamı istemeye devam etti.


Orijinal Camp Rock’taki Mitchie rolünü nasıl kazandın?
DL: Disney için farklı projelerin seçimlerine birkaç kere katıldım bu nedenle beni Camp Rock’un seçimleri için çağırdılar ve bu rolü yakaladım. Rolü kazandığımı öğrendiğimde bulutların üstündeydim. Kelimenin tam anlamıyla bir gecede benim hayatımı değiştirdi.


Camp Rock seçmelerini hatırlıyor musun?
DL: Tabi ki hatırlıyorum. Eleme odasına girdiğimde gerçekten çok heyecanlıydım ancak o aşamada film ile ilgili çok fazla bir şey bilmiyordum. Bana rol teklif edilene kadar Jonas Kardeşlerin film için anlaşma yaptıklarını bile bilmiyordum. Bu haberleri aldığımda havaya uçtum. Camp Rock’tan önce, Jonas Kardeşlerin CD’lerini sadece evde dinlemiştim ve şimdi onlarla birlikte bir filmde oynayacaktım. Bu tam anlamıyla bir şoktu.


Peki, Jonas Kardeşlerle birlikte çalışmak gerçekten nasıl?
DL: Jonas Kardeşler gerçekten de çok, çok mükemmeller. Profesyoneller ve onlar Rock yıldızları. Onlarla birlikte çalışmak çok eğlenceli ve kelimenin tam anlamıyla birer centilmenler. Sette daha iyi arkadaşlar isteyemezsiniz. Onlar en iyileri.





2 Eylül 2010 Perşembe





Koşun Koşun “Çılgın Hırsız” Gru geliyor…

Universal Pictures’dan harika bir 3D animasyon! 

G-Mall Cinebonus, dün, “Çılgın Hırsız – Despicable Me” filminin galasına ev sahipliği yaptı. 

Yönetmen koltuğunda Chris Renaud ve Pierre Coffin’in oturduğu filmin sorumlu yapımcısı ise “Buz Devri”, “Buz Devri 2: Erime Başlıyor” ve “Horton Kimi Duyuyor?”dan tanıdığımız Chris Meledandri

GRU’nun orijinal seslendirmesini “The Office” dizisinin yıldızı Steve Carell, Türkçe seslendirmesini ise, dizi ve tiyatro dünyasının sevilen sesi, Ata Demirer yapıyor…

İnsanlara kötülük yapmaktan hoşlanan GRU annesinin gözünde çocuk ruhlu ve zeki bir hırsız. Yardımcıları “Minyonlar” ile birlikte, dünya tarihinin en büyük soygunu olan, dünyanın uydusu “AY”ı soymayı planlıyor! GRU planlar yapa dursun, hayatına giren Margo, Edith ve Agnes isimli üç afacan bir anda her şeyi değiştiriyor… 

Yüzyılın kötülüğünü yaparken bu defa hiç de hesaba katmadığı bir şey var; o da içindeki baba olma potansiyeli!

Aslında hepimizin hem iyi hem kötü yanı var. İşte bunu GRU'da da net bir şekilde görüyorsunuz. Filmde kötülüğün komedi unsurları katılarak anlatılması da ayrı bir seyir ziyafeti sunuyor. 


Başarılı kötü olan asosyal “Vector”, masum ve fesat “Minyonlar”, küçük afacanlar Margo, Edith ve Agnes GRU’nun hayatının parçasını oluşturuyor.

Küçük-büyük herkesi sinemalara taşıyacak eğlenceli yapım 3 Eylül 2010 Cuma günü vizyona giriyor.



Sonbahara neşeli bir başlangıç yapmak için ideal! 

15 Ağustos 2010 Pazar

   90 Dakika Dizi Seyrediyoruz 
Peki Kamera Arkasında
Neler Oluyor?

Televizyon sihirli bir kutu ve bizler bu kutunun karşısına geçtiğimizde birçok hayatı izleme şansına sahip oluyoruz. Bazen sevinip bazen hüzünleniyoruz; bazen de kendi hayatımızdan kesitler görüyoruz.

Işıkçısından kostümcüsüne, oyuncusundan yönetmenine 90 dakikalık serüveni bize yaşatan kocaman bir ekip var kameranın arkasında. İzlediğimiz üç dakikalık sahne bazen üç günde tamamlanıyor. Uykusuz geceler hızla akan günler... Hazırlanan projeyle 72 milyonu mutlu etmeye çalışıyorsunuz.

Ama proje sevildi mi de değmeyin keyfinize :)

Şimdilerde yayına girmek için gün sayan; geçen yayın döneminde ilgiyle izlenen ve hayranlarının merakla beklediği, Asis Yapım’ın “Gönülçelen” dizisinin setine konuk oldum. Hem çekimleri izleme fırsatı buldum hem de merak ettiğim soruları sordum :)



NL: Kamera önünde bazen iki bazen üç oyuncunun yer aldığı diyaloglar izliyoruz. Ama mekanı hazırlayan, ışığı ayarlayan, oyuncuları giydiren kalabalık bir ekip var. Biraz setin organizasyon şemasından bahseder misin?


AL: Sette her ayrı işin ayrı profesyoneli görev alır. Ortalama bir projede reji, prodüksiyon, kamera grubu, set, ışık, sanat, kostüm, saç-makyaj branşları mevcuttur. Reji ekibi, iş programını düzenler, oyuncu ve set hazırlığının uyumlu bir şekilde ilerlemesini sağlar, kayıt esnasında sahne trafiğini denetler, devamlılık ve timecode (çekilen planların kameradaki zaman kaydı) takibi yapar. Prodüksiyon ekibi tedarik ve lojistik birimidir, ekibin sete transferini sağlar, set yemeğini organize eder, çekim mekanlarını ayarlar, branşların ihtiyaçlarını karşılar, projenin yürütücüsüdür. Kamera – ışık ve set ekipleri “teknik birim” olarak adlandırılır ve sahne ışığı, çekim açıları, kamera hareketleri gibi teknik unsurları kendi üzerlerine düşen ölçüde gerçekleştirerek ortak bir çalışma içinde çekimleri gerçekleştirirler. Sanat ekibi dekor hazırlar ve aksesuar temin eder, kostüm ekibi karakterlerin gardırobunu hazırlar ve giydirme işlemlerini yapar. Saç – makyaj ekibi ise karaktere uygun görülmüş saç ve makyajları uygularlar. Setin dışında çalışan branşlar ise cast (oyuncu seçimi), post prodüksiyon ( kurgu-montaj ), müzik, mix ( ses – görüntü düzenleme)’tir




NL: Dizi projesinin aşamaları nelerdir?

AL: İlk aşama senaryo ve tasarımdır, daha sonra ekipler kurulmaya başlanır, böylece cast ve mekan çalışması başlar, bunlara koordineli olarak dekor-aksesuar ve kostüm çalışmaları ile sete hazırlanılır.



 NL: Oyuncular rollerine nasıl hazırlanıyorlar? Her senaryoda verilen role göre özel eğitim alıyorlar mı?

AL: Oyuncuların temel hazırlığı gözlem. Teslim aldıkları karakteri tanımak ve yaşatmak için gözlem yöntemi ilk aşamadır. Eğer karakterin spesifik bir özelliği varsa ve oyuncu bu özelliğe sahip değilse elbette ders alırlar, örneğin şive, dans, enstrüman çalma gibi. Bu dersleri uzmanından alırlar. Oyuncu koçu tercihi ise özel durumlarda devreye girer, genellikle çocuk oyuncular, oyunculuk eğitimi almamış yeni oyuncular ve özel rollerde tercih edilebilir.




NL: Son dönemlerde Türk Edebiyatı’ndan uyarlanan diziler çok popüler. Hatta bazı yapım şirketleri sadece bu konulara fokuslanmış haldeler. Bu yeni hikayeler üretilemediği için mi? Yoksa hazır bir hikaye üzerinden gitmek daha mı kolay?

AL: Bu ticari bir tercih. Bizim yaşadığımız coğrafyada özgün hikaye üretilememesi söz konusu değil ama denenmiş, önceden ilgi gördüğü bilinen eserleri uyarlamak bu ara daha revaçta ama bu da bir gün yerini başka bir modüle bırakacak.



NL: Şahsım adına konuşursam; dönem dizilerini daha çok seviyorum. Mesela “Bu Kalp Seni Unutur mu?” keyifli bir projeydi. Hazırlık süreci zor olan projeler midir dönem dizileri?

AL: Kesinlikle. Mekan – kostüm ve sanat aşamaları baştan aşağı tasarım gerektirir, hazırlığı daha uzun sürer, maliyeti daha yüksektir




NL: Biraz da reytinglerden bahseder misin? Nasıl belirleniyor

AL: Bana göre reyting ölçüm sistemi baştan sona yanlış, 72 milyonluk kitlenin ölçümü 5000 örnek denek üzerinden yapılıyor, oranlama varsayımları sağlıklı değil, buna çok yakında müdahale edecekler.


NL: Sit.com mu dönem dizisi mi daha çok reyting alıyor? İzleyici tercihleri ne yönde?

AL: Reytingi, projenin uygulama türü almaz, tasarımı-hikayesi-oyuncuları ve projenin kalitesi alır. İzleyici tercihleri zevkleriyle aynı yönde yer almakta.



NL: Reklamlar da dizilerin bir parçası değil mi?

AL: Finansör de bu işin parçasıdır dersek evet diyebilirim, ama dolaylı finansörüdür.


 NL: Sinema filmi çekimlerinden de konuşalım mı? Diziyle ayrılan en önemli yanları nelerdir?

AL: Sinema filminde seri bir durum olmaması, başının ve sonunun önceden net olması daha planlı bir çalışma yapılmasına olanak tanıyor, gündelik süre bazında daha az çalışılıyor. Dizide günde 15 - 20 sayfa senaryo çekersiniz ama sinemada günde 3-4 sayfa çekilir. Sinema filmine daha çok yatırım yapılıyor. Bir de yayınlama ve satış formatları tamamen farklı. Farklar çok ama temel farklar bunlar.


NL: Türk sineması son birkaç yılda atağa kalktı. Hatta uluslararası platformda yer almaya başladı. Bu da sevindirici bir gelişme. Bu yıl İstanbul Film Festivalinde birçok eski dönemin popüler Türk Filmleri gösterime girdi. Bununla ilgili neler söyleyebilirsin?

AL: Sektör olmaktan çıkıp sanayiye doğru gitmeliyiz zaten. İşte bu atılımlar film sanayisi kurabilmemiz için önemli adımlar ama daha zaman var, kaynak sorununu çözmeliyiz. Eski Türk filmleri gösterimi nostaljik bir durum, aynı zamanda “nereden nereye geldik ve daha ne kadar yolumuz var” bunu bize düşündüren şık bir hareket.



NL: Son olarak dizi çekimlerinde yaşadığı ve bizimle paylaşabileceğin bir anı var mı?

AL: "Hatırla Sevgili"nin çekimlerinde Taksim meydanını kapattık, Deniz Gezmiş’in Taksim meydanında bildiri okuduğu sahneleri çekiyoruz, bir haber geldi, TKP Galatasaray lisesinin önünden yürüyüşe geçmiş bizim çekim alanına doğru geliyor. Polis barikat kurdu ve bir süre sonra epey kalabalık bir TKP’li grup geldi barikata dayandı, polis panzerinin üstüne çıkıp TKP’li sözcüleri ikna etmeye çalıştığımı hatırlıyorum. Durum şöyleydi; dava aynı dava, dertler aynı dertler, arkamda 1960’lar önümde 2000’ler…




NL: Bu güzel sohbet için çok teşekkür ederim. Sizi izlemeye devam edeceğiz :) 

AL: Ben teşekkür ederim.













9 Ağustos 2010 Pazartesi

“Rengerenk” Bir Sertab...



Türk pop müziğinin güçlü sesi Sertab Erener önceki akşam, Kral TV ve Hitt Prodüksiyon’un işbirliği ile, Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nda hayranlarına muhteşem bir konser verdi!

 

5000 kişi izleyici kapasitesi olan mekanda 6000 Sertab hayranı konseri izlemeye geldi.


Konserin büyülü atmosferine bir de Sertab ve ekibinin sahne sowları eklenince ortaya unutulmaz bir performans çıktı :) Bollywood dansçıları, MC'nin espirileri ve oyunları geceye renk katarken; vokalisti Zeynep’i de yazmadan geçmemeliyim. Güzelliği ile gözümüze, sesi ile kulaklarımıza hitab etti. Muhteşem bir ses...



En son albümü “Rengarenk” ile başlayan konser; eski albümlerinde yer alan hem hareketli hem slow parçalarla devam etti. Seyircinin hepbir ağızdan söylediği şarkılar Sertab’ı çok memnun etti ki üç defa “bis” yaptı...


Ses muhteşem, atmosfer şahane, kıyafetler şık, Sertab neşeli, seyirci mutlu... Daha ne olsun!


Sertab daha çok konser versin biz daha sık onu izleyelim. Bence o hep sahnelerde olsun da kulağımızın pası silinsin :)



8 Ağustos 2010 Pazar

Duyduk Duymadık Demeyin; “Saray’dan Kız Kaçırıldı!”


 

2010 yazı adeta festival yazı oldu! Cazdan,operaya etkinlikler kazan biz kepçe gezdik durduk!!

2 - 23 Temmuz 2010 tarihleri arasında “Devlet Opera ve Balesi” tarafından, “İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti” projesi kapsamında hayata geçirilen “1. Uluslararası İstanbul Opera Festivali”, sanatseverlere yazın kavurucu sıcaklarında keyifli anlar yaşattı. Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi, Yıldız Sarayı, Topkapı Sarayı ve Rumeli Hisarı 8 ayrı performansa ev sahipliği yaptı.

Aralarında kıyaslama yapmak belki çok doğru olmaz ancak ben en çok Mozart’ın “Saray’dan Kız Kaçırma” operasını sevdim... İstanbul Devlet Opera ve Balesi Korosu ile Samsun Devlet Opera ve Balesi Orkestrası’nın ortak sergilediği performans mekan, kostümler, orkestra üçlüsünün de desteği ile tadına doyulmaz bir gece yaşattı...



Konstanze’ye olan aşkı yüzünden uzaklardan gelen Belmonte, sarayın özgür İngiliz kızı Blondchen ile uyanık Pedrillo arasında arkadaşlıktan aşka dönüşen ilişki, kendini sarayın efendisi sanan Kahya Osman, sert mizacının altında yumuşak yüreği olan Selim Paşa, harem, muhafızlar, hepsi ama hepsi harikaydı :)

Dilerim bu festivaller her yaz tekrarlanır da biz de sanata doyarız! ...

18 Temmuz 2010 Pazar

“SPLENDOR in the GRASS”
Turkcell Kuruçeşme Arena’da Görücüye Çıktı...



“Sympathique”, “Hang on Little Tomato” ve “Hey Eugene” adlı albümleri ile Türkiye’de büyük ilgi gören Portland, Oregon’lu “vintage müzik” topluluğu PINK MARTINI, yeni albümleri “Splendor in Grass” ın Avrupa Turnesi kapsamında İstanbul Turkcell Kuruçeşme Arena’da bir konser verdi.


 1994 yılında piyanist Thomas M. Lauderdale tarafından kurulan PINK MARTINI, China Forbes’un sıcak sesi ile kulaklarımızın pasını silerek yıldızların altında bizlere unutulmaz bir gece yaşattı...



“Let’s Never Stop Falling in Love” ile başlayan performans “Küba Müziği”nden, “Brezilya Sokak Şarkıları”na, “Caz”dan “Klasik müziğe”, “Lounge”dan “Fransızca Şansonlara” kadar repartuvarlarında yer alan birçok şarkı ile sürdü. Grup en çok alkışı “Üsküdar’a Gider İken” için aldı :)



Gecenin sonunda genç bir kızın sevgilisine yaptığı evlenme teklifi ise konserin en ilginç anekdotuydu :)

Özetle PINK MARTINI grubunun 12 harika üyesi bizlere tadı damağımızda kalan bir gece yaşattı...


İzleyemeyenler üzülmesin Kasım’da tekrar geleceklermiş :) Söz verdiler...